Anadolu Milliyetçiliği
Hakan Bülent Üstün
Her insan farklıdır. Aynı ailede büyüyen, aynı koşullarda yetişen insanlar bile dünyaya aynı gözle bakmaz. Buna rağmen insanları etnik kökenlerine, inançlarına veya ekonomik durumlarına göre sınıflandırır; aralarına sınırlar çizeriz. Farklılıkları ayrışma nedenine dönüştürmek kolaydır. Asıl emek isteyen, farklı insanları ortak duygular ve amaçlar etrafında bir araya getirmektir.
Peki, bu kadar ayrımın arasına bir de “Anadolu milliyetçiliği” kavramını eklemek neden? Yeni bir ayrım yaratmak için mi? Benim bu kavrama yüklediğim anlam tam tersidir. Anadolu milliyetçiliği, insanları kökenlerine göre ayıran değil, yaşadıkları topraklara duydukları aidiyet ve ortak bir geleceğe ilişkin sorumlulukları etrafında buluşturan bir anlayıştır.
Anadolu’daki ailelerin geçmişlerine baktığımızda göçlerle, farklı inançlarla ve iç içe geçmiş kültürlerle karşılaşırız. Bir ailenin hikâyesi Orta Asya’dan İran’a, oradan Anadolu’ya uzanabilir. Kuşaklar boyunca farklı topluluklarla komşuluklar kurulmuş, evlilikler yapılmış, gelenekler birbirinden etkilenmiştir. Aynı ailenin içinde farklı etnik kökenlerden ve mezheplerden gelen insanlar bulunabilir. Böyle bir geçmişi tek bir köken tanımına sığdırmak, o hayatların zenginliğini görmezden gelmektir.
Bu ortak yaşam yalnızca soy bağlarından ibaret değildir. Geçim sıkıntısı, göç, emek ve dayanışma da insanları birbirine bağlar. Bir komşunun sofrasında yer bulmak, zor gününde yardım görmek, alın terine saygı duyulduğunu hissetmek; aidiyet duygusunu besleyen deneyimlerdir. Borcunu ödeyemeyen bir emekçiye anlayış gösteren esnafın, elindekini paylaşan komşunun ve başkasının derdini kendi derdi sayan insanın davranışında, birlikte yaşamanın ahlakı vardır.
Öyleyse bir insanın ülkesine bağlılığını hangi ölçüyle değerlendireceğiz? Ailesinin nereden geldiğiyle mi, hangi dili konuştuğuyla mı, hangi inanca sahip olduğuyla mı? Bana göre vatanseverlik, soy ağacından çıkarılabilecek bir sonuç değildir. İnsanın yaşadığı topluma karşı sorumluluğunda, emeğinde, dürüstlüğünde ve ülkesinin geleceği için yaptıklarında karşılık bulur. Hiçbir köken, kimseye kendiliğinden üstünlük sağlamadığı gibi, kimseyi de peşinen suçlu veya güvenilmez kılmaz.
“Ne mutlu Türk’üm diyene!” sözünü de bu birleştirici çerçevede okuyorum. Benim için bu söz, insanları soylarına göre ayıran bir sınır değil, kendisini bu ülkeye ve millete ait hisseden herkese açık bir aidiyet ifadesidir. Atatürk’ün bu sözünde, ortak bir ülkenin yurttaşları olarak birlikte yaşama iradesini görüyorum. Millî Mücadele’nin farklı kökenlerden gelen insanların ortak çabasıyla yürütülmüş olması da bu birlik anlayışını düşünürken göz ardı edilmemelidir.
Birlik, herkesin aynı geçmişe sahip olmasını gerektirmez. İnsanların ailelerinden devraldıkları kültürü, dilini veya inancını koruması, ortak bir vatana bağlı olmalarının önünde engel değildir. Farklılıklarımızı inkâr etmeden de aynı ülkenin geleceği için sorumluluk alabiliriz. Ortak bir kimlik, birbirimize benzediğimiz kadar birbirimizin farklılıklarına gösterdiğimiz saygıyla da güçlenir.
Bu nedenle, herhangi bir etnik kökenden gelen insanları topluca sadakatsizlikle suçlayan anlayışı kabul edemiyorum. Bir insanın davranışları eleştirilebilir; fakat kökeninden hareketle niyeti, ahlakı veya ülkesine bağlılığı hakkında hüküm verilemez. Böyle bir yaklaşım, koruduğunu iddia ettiği toplumsal birliği zedeler. Güvenin yerini kuşku, dayanışmanın yerini dışlama alır.
Anadolu’da birliği, insanları kökenlerine göre yarıştırarak sağlayamayız. Kimsenin bir başkasını etnik kimliği nedeniyle aşağılamaya, dışlamaya veya hedef göstermeye hakkı yoktur. Ülkesini sevmek, başka insanlara düşmanlık duymayı gerektirmez. Vatan sevgisi; birlikte yaşadığımız insanların onurunu gözetmekle, ortak değerlerimizi korumakla ve sorunlarımıza birlikte çözüm aramakla anlam kazanır.
Benim Anadolu milliyetçiliği dediğim anlayış budur: Yaşadığı topraklara bağlı, farklılıkları kışkırtma aracı hâline getirmeyen, ülkesinin çıkarlarını savunurken insanı gözden çıkarmayan bir aidiyet. Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Atatürk ilkelerine bağlılığı, yurttaşlar arasında köken ayrımı yapmadan birlikte yaşama iradesiyle bir arada düşünüyorum.
Kendisini bu vatana ve millete ait hisseden, ülkesinin geleceğine samimiyetle katkıda bulunmak isteyen herkese ihtiyacımız var. Birlikte yürüyeceğimiz insanları soylarına göre değil, düşüncelerine, davranışlarına ve sorumluluk duygularına göre değerlendirmeliyiz. Çünkü yanlış yoldaş, doğru yoldan şaşırtır.